Yoksul orman bekçisi Andres, hasta eşi Giorgina’yı kurtarmaya çalışan gizemli bir yabancıya kapısını açar. Yardımsever görünen bu mücevher tüccarının gelişi, ailenin hayatını değiştirecek karanlık olayların başlangıcı olur.
Andres’in yoksullukla mücadelesi
E. T. A. Hoffmann’ın Almanya kökenli gotik korku hikâyesi “Ignaz Denner”, Fulda çevresindeki ıssız ormanda yaşayan Andres’in geçmişiyle başlar. Bir zamanlar Kont Aloys von Vach’ın özel avcısı olan Andres, İtalya’da kontu eşkıyaların saldırısından kurtarmıştı. Napoli’de tanıştığı, kötü muamele gören yetim Giorgina’ya âşık olmuş; ikili Almanya’ya dönüş yolunda evlenmişti. Kont, Andres’i orman bekçisi yapmış, ancak bu görev ona vaat edilen refahı getirmemişti.
Andres ile Giorgina, yaşlı bir uşakla birlikte kaçak avcıları ve odun hırsızlarını gözetlemek üzere uzak bir orman evine yerleşti. Gelirleri geçimlerine yetmiyor, bahçeleri kurtlarla yaban domuzlarının saldırısına uğruyordu. Andres, yasa dışı kazanç tekliflerini reddederek görevini sürdürdü; bu tutumu onu tehlikeli tuzakların ve haydutların hedefi hâline getirdi. Sadık mastif köpekleri, gece baskınlarına karşı başlıca korumalarıydı.
Orman yaşamına alışamayan Giorgina zamanla ağır biçimde hastalandı. Bir erkek çocuk dünyaya getirmesi de durumunu kötüleştirdi. Andres’in avlanma becerisi kederi nedeniyle körelirken aile, yiyecek sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı. Uşak erzak bulmak için Fulda’ya gittiği sırada, fırtınalı bir günde evin kapısı çalındı.
Gizemli tüccar eve konuk oluyor
Andres kapıda uzun boylu, zayıf, gri pelerinli bir yabancıyla karşılaştı. Yolunu kaybettiğini söyleyen adam, fırtına geçene kadar dinlenmek için eve girmek istedi. Andres evdeki yoksulluğu ve karısının hastalığını anlatsa da yabancıyı içeri aldı. Konuk, yanında bir heybe ve küçük bir sandık taşıyordu; ayrıca kama ve cep tabancaları da vardı.
Yabancı, Giorgina’yı muayene edip durumunun iyi ve besleyici yiyeceklerle düzelebileceğini söyledi. Doktor olmadığını, ancak tıp bilgisi ve yanında taşıdığı eski ilaçlar bulunduğunu belirtti. Koyu kırmızı bir karışımdan birkaç damla verip hastaya Ren şarabı içirdi; ardından Andres’e anneyle bebeği dinlenmeye bırakmasını söyledi. Giorgina kısa süre sonra kendini daha güçlü hissetti.
Andres, konuğuna ailesinin yoksulluğunu ve ormandaki zorlu yaşamını anlattı. Yabancı, umutsuz görünen insanların bile beklenmedik bir talihle karşılaşabileceğini, bazen bunun için risk almak gerektiğini öne sürdü. Andres ise Tanrı’nın takdirine güvendiğini, mal mülk uğruna günaha girmek istemediğini söyledi. Karısının ve çocuğunun iyiliğini istediğini, fakat bunun canını ve kanını tehlikeye atmadan gerçekleşmesini dilediğini de ekledi.
Giorgina’nın iyileşme belirtileri göstermesi Andres’i sevince boğdu. Akşam dönen uşak erzak getirdi; yabancı da kadın için baharat ve başka malzemelerle besleyici bir çorba hazırladı. Geceyi evde geçiren konuk, Andres uyumazken birkaç kez kalkıp Giorgina’nın nabzını kontrol etti ve ona ilaç verdi.
Sabah olduğunda Giorgina’nın durumu belirgin biçimde daha iyiydi. Andres ve eşi yabancıya teşekkür etti. Konuk, yardım etmeseydi kendisini canavar gibi hissedeceğini söyledi; ayrıca misafirperverlikleri için Andres’in kendisine teşekkür borçlu olmadığını savundu. Ardından kesesinden birkaç altın çıkarıp orman bekçisine uzattı. Andres parayı kabul etmekte tereddüt etti ve kendisine yapılan iyiliği ömrü boyunca unutmayacağını söyledi.
Hikâyenin karanlık gerilimi
Andres’in anlattığı bölümde yabancının kimliği henüz açıklığa kavuşmaz; ancak gelişi, yoksul aileye hem tıbbi yardım hem de para teklifini beraberinde getirir. Dindar ve dürüst Andres’in bu teklife kuşkuyla yaklaşması, hikâyenin merkezindeki iyilik, talih ve tehlike arasındaki gerilimi kurar.