Leopoldo Lugones’in Arjantin’de geçen korku öyküsünde, pampada yolculuk eden bir gezgin, odanın köşesine bakmaktan kendini alamayan yalnız bir İngiliz’in evinde konaklar. Ev sahibinin yıllardır sakladığı gizemli deneyim, sohbet ilerledikçe ortaya çıkar.
Pampadaki yalnız ev
Olaylardan on bir yıl önce anlatıcı, Córdoba ve Santa Fe eyaletlerinin tarım bölgesinde seyahat etmektedir. Yeni kolonilerin hanlarından kaçınmak için tavsiye mektupları taşır. Midesi yolculuk boyunca yediği yemeklerden rahatsızlanınca, kalacak yer bulmak için yardım arar. Bir sulh hâkimi, ona dul ve yalnız yaşayan İngiliz bir beyefendiyi önerir. İngiliz’in kolonideki en iyi eve ve değerli arazilere sahip olduğunu, ancak ketum ve zaman zaman tuhaf davranan biri olduğunu söyler.
Anlatıcı tavsiye mektubunu alıp yola çıkar. İstasyondan yaklaşık on sokak uzaktaki ev; bahçesi, iç avluyu çevreleyen duvarı ve duvarın üzerinden sarkan şeftali dallarıyla çevresinden ayrılır. Ancak evin sessizliği ve bakımsız bahçesi, gezginde belirsiz bir tedirginlik uyandırır.
![]()
Ev sahibi mektubu okuyup konuğunu içeri alır. Anlatıcı, kel başlı ve tıraşlı yüzlü bu adamın görünüşünden onun asker ya da misyoner olabileceğini düşünür. Yemek sırasında ise İngiliz’in dikkatinin sürekli odanın aynı köşesine kaydığını fark eder. Ev sahibinin bakışlarında belirgin bir sıkıntı vardır; yine de anlatıcı ilk başta bunu dalgınlık sanır.
Halüsinasyon ve özerk tezahürler üzerine sohbet
İkili, o sırada çevre kasabalarda etkili olan kolerayı konuşur. Homeopat olan ev sahibi, konuğun da bu alana ilgi duymasından memnun görünür. Anlatıcı, Rutter sarkacıyla yaptığı deneylerden söz eder: Ona göre maddenin miktarı değil, niteliği sarkacın salınımını belirler. Reichenbach’ın deneylerindeki olası hatanın, deneklerin incelenen maddenin miktarından etkilenerek sarkaca istemeden yön vermesi olduğunu savunur.
İngiliz, anlatıcının açıklamasına karşı çıkar. Halüsinasyonun her şeyi açıklayamayacağını, bazı tezahürlerin kendi başına var olduğunu ileri sürer. 1872 dolaylarında Londra’da medyum Home’la tanıştığını, daha sonra Crookes’un deneylerini izlediğini ve 1874’te yaşanan olayların kanıtlarıyla karşılaştığını anlatır.
Anlatıcı, ev sahibinin geçmişini sorar. İngiliz, Hindistan ordusunda teğmenliğe kadar yükseldiğini söyler. Savaş, Tibet’e gitmesini engellemiş; yalnızca Cawnpore’a kadar ulaşabilmiştir. Sağlık sorunları nedeniyle İngiltere’ye dönmüş, 1879’da Şili’ye, 1888’de ise bulunduğu ülkeye geçmiştir. Hindistan’da hastalandığını belirten ev sahibi, yeniden odanın köşesine bakar.
Yıllardır saklanan sır
İngiliz, başından geçenin koleradan daha kötü olduğunu söyler: Yaşadığı şey bir gizemdir. Yaklaşık kırk yıldır kimseye anlatmadığını; insanların onu anlamak yerine deli sanacağından çekindiğini belirtir. Sekiz yıl önce ölen karısının, kendisini tüketen bu kötülükten habersiz olduğunu da ekler. İlk kez karşısında kendisini anlayabilecek birini bulduğunu düşünmektedir.
Ev sahibi, özgür ve kurumlardan bağımsız bilimin öneminden söz eder; Reichenbach’ın odik akışkanlarını yalnızca bir başlangıç olarak niteler. Ardından anlatısını Şubat 1858’e götürür. Gezginlerin anlattığı mucizelerle tanınan yoghilerden söz eder ve onların güçlerinin, istedikleri zaman kendilerinde uyurgezerlik hâli oluşturabilmelerine dayandığını açıklar.
İngiliz, yoghileri hile yapılmasını imkânsız kılan koşullarda gözlemlediğini ve sahneleri fotoğrafladığını anlatır. Plakaların, gördüklerini olduğu gibi kaydettiğini; bu nedenle yaşadıklarının halüsinasyon olamayacağını savunur. Anlatıcıya, kendisinin de aynı gücü…